KAPLUMBAĞANIN ŞANSI
-I -
Umut dolu günlerden
Gök alabildiğine mavi
Derin
Doğanın bağrından
Bir su akıyordu
Sessiz serin
Yapraklar yeşildi
Yemyeşil
Su serin sessiz
Üstünde bir çiçek
Körpe güzel
Yolundaki uçurumdan habersiz
Okulda edebiyat
derslerinde, çok zorlandığım Bir soru vardı! “Eee, bu şiir neyi anlatıyor?” Bana göre şiir, insana her gün değişik şeyler anlatır. “Sözünde durmadı mavi gökler...” aslında hayal kırıklığının güzel bir
anlatımıdır. Ama, gökyüzünün berrak, hiç bulutsuz, yıldızların pırıl pırıl olduğu bir gecenin sabahında: gökyüzü koyu giri bulutlarla kaplı olduğu zaman bu şiir
insanın belleğine takılıp kalabilir.
Bazı şiirleri, bazı
olayları yaşadıktan sonra duyumsayabileceğimizi düşünüyorum “Ağaçlarda gemi
leşleri gibi...“, bu dize bana ancak Japonya’da tsunami dalgalarının gemileri
sürükleyip ağaçların üstüne çıkarmasını düşündürür.
Bana göre şiir: doğa ile tinin kaynaşmasıdır. Şanssızlık
denen bir şey vardır elbette: suyun üstünde yüzen çiçek misali.
İnsanların, hayvanların,
ağaçların, otların, kısaca tüm canlıların ve bunların oluşturdukları
güzelliklerin farkında olmayanlar... Onlara acımak mı gerekir kızmak
mı?... Bilmiyorum.
Bundan sonrasını hiç
tutmadığım günlüğümden aktarmak istiyorum:
Öyle güzel bir yaz sabahıydı ki: her taraf yeşil, kuşlar cıvıl cıvıl,
yavruları sürekli anne ve babalarından tatlı ötüşleriyle yiyecek bir şeyler
istiyor.....
Doğrusu ben de hiç karamsar değilim. Yakın marketten bir şeyler almak için çıkmıştım evden. Otobüs durağında
bir gurup insan vardı. Durağın hemen arkasında binalandırılmamış, fazla geniş
olmayan bir alan. Üstünde kır çiçekleri ve kaplumbağa yuvası oldugunu
düşündüğüm yer yer küçük kum tepecikleri. Bu arazinin bir bölümü küçük bir
parktı. Gelip geçerken bu arazinin ağaçlandırılarak, parkın biraz olsun
genişletilebileceğini hep düşünmüşümdür.
Bu sabah arazinin üstünde inşaat malzemeleri ve bir şantiye görünce betonla
kaplanacağını anladım. Çayyolu'na taşınalı ancak yedi-sekiz yıl olmuştu, ama arazi bu sürede çok değerlenmişti. Doğal çevre süratle bozuluyor, her yer villa ve çok katlı
binalarla kaplanıyordu.
Durağın yakınında büyük
bir kaplumbağa gördüm. Durumu anlamış olmalıydı. Yoksa güpegündüz bu
kalabalığın içinde olamazdı. Bu araziden uzaklaşması gerektiğini düşünür
gibiydi, kaldırımın caddeye doğru eğimli olduğu yerde, neredeyse ayağını
caddeye atmıştı bile. Yolu dolduran arabalar akıyorcasına ilerliyordu.
Kaplumbağa caddeyi
geçmenin kolay olmayacağını hissetmişti.
Benden başka kimse
kaplumbağanın farkında değildi veya kaplumbağa onların ilgisini çekmiyordu.
Kaplumbağanın yanına
gittim, kabuğundan çıkarmış olduğu başını tekrar. kabuğuna çekti. Onu
geldiği yere tekrar götürmeliydim. Tutsam elimi ısırabilirdi. Bu nedenle
ayakkabılarıma güvenerek, ayaklarımı kullandım. İterek geldiği yere götürdüm
direnmedi, parka doğru yürümeğe başladı......
Bu betonlaşma ile hangi
hayvanları görme ve onlarla birlikte yaşama zevkinden mahrum kalacağımızı, hatta
onları, onlarla birlikte doğayı, yok edebileceğimizi düşünerek yoluma devam
ettim.
Düşüncelerim beni yüz yıl sonrasına götürdü: Filimlerde seyrettiğimiz, nükleer saldırıya uğramış ağaçsız,
hayvansız, insansız beton yığınına dönüşmüş hayalet şehirleri gözümde canlandı
ürperdim.......
Şanssızlık
diye bir şey
Akan
su üstünde yüzen
Çiçek
misali
Çok
defa kendimiz hazırlarız
Şansımızı
Şansımızı
Düşünmeyiz
kurdu kuşu
Kaplumbağayı
ağacı
Sevmeyenler
Sevmeyenler
Sevmez
insanı
Çünkü
doğa ile tin
Kaynaşmamıştır.


No comments:
Post a Comment